hakkı devrim



Bu fotoğrafı Ayşe Arman'ın Hakkı Devrim'le olan röportajından aldım. Hakkı Devrim'in bu halini görünce çok mutlu oldum, daha bir sevdim onu. Yıllardır milli dedemiz olan H.Devrim benim için anne karnından dede olarak çıkmış insan kıvamındaydı. Aslında genç yakışıklı bir delikanlıymış zamanında. Annem babam içinde aynı şeyi yapıyorum, sanki hep onlar bu yaştaymış gibi..Halbuki ben onların 30lu yaşlarını da biliyorum ama unutuluyor..H.devrim'in bir zamanlar genç olabileceğini bu fotoğrafı görünce idrak ettim. Allah uzun ömür versin.

wipe out


bu toplarda zıplamak istiyorum, ama kamera olmasın lütfen..

lie to me

yeni dizim; "lie to me". House'a rakip olarak yapılmış, hayatın daha içinden olduğu içi anlaması daha kolay. Ama Lightman, House kadar karizmatik değil zaten kim House kadar karizmatik olabilir ki? Benzer özellikler var, Lightman da House gibi defolu bir insan, karısı terketmiş, inatçı, işini çok iyi yapan biri. Yani süper bir dizi kahramanı, hem eksiklikleri var ama bir yandan da adam karizma olabiliyor. Dizi yalanlar silsilesi içinde gidiyor, 40 dakika izleyip de saman alevine benzeyebiliyor, yani insanın elinde bazen o kadar izleyip de hiç bir şey olmuyor. Çünkü alt cümle-fikir içermeyen bölümler var. Eğlenceli kısmı ünlülerin yalan söylerkenki ifadeleri de yer alıyor. Yalan söylemeyi zaten beceremem, dizide yalan söylerken en azından neler yapmamam gerektiğini öğreniyorum. Bu konuda çok faydalı bir dizi ve bir de ifade analizinde.
Sonuç olarak en karizmatik dizi karakterlerim şöyle: 1- House 2-Lightman
En sevimli dizi karakterleri ise tabiki 1-Ted 2-Charlie

Bir mimar: Bruno Taut

Bugün şener'le metrobüsle avrupa yakasına geçerken Ortaköy sırtlarındaki Japon esintileri olan evi gösterdi. Cumhuriyet döneminde Ankara'da da önemli devlet binalarını yapan Japon bir mimarın kendi için yaptığı ev olduğunu anlatmıştı. Hiç Japon mimar duymamıştım, zira Ankara'ya Japon mimar girse heralde o kadar sıkıcı devlet binaları da olmazdı. Bu binayı yapan adamı bulmak biraz zor oldu, ama kimliğini öğrendim; Bruno Taut adında Hitler'den kaçıp Türkiye'ye sığınmış, bir miktar Japonya'da kalmış Alman bir mimar yapmış. Ankara'da DTCF Binasını yapmış. UNESCO tarafından korunan eserleri var. Şu anda ünlü bir mimar. 1938de ölüyor ve Edirnekapı Mezarlığına defnedilmiş. Her gün önünden yanından geçtiğimiz ayrıntıların altını kazıyınca neler çıkabiliyor ne ilginç. Bir ilginç şey ise; bu evin tarihi hürriyetteki en iyi 10lardan birinde buldum. Bir daha hürriyet.com.tr yi açmayacağım demiştim yine açmak zorunda kaldım.

wc de beklemek

Alafranga tuvaletten feyz alarak Kore'de ev yapmışlar. Ben yapsam orta kısma yüzme havuzu kondururdum. Ama işte çayır çimen yapmışlar. Benim en büyük sıkıntılarımdan biri de tuvalette beklemektir. Bekle bekle dur, vakit geçiremem. Heralde bu evde böyle bi dert de olmayacak kadar çok tuvalet olsa gerek...Tabi böyle bir yaşam alanının içinde olmanın kime ne faydası vardır anlamış değilim. Küçük çocuk evini tarif ederken tuvalette oturuyoruz mu diyecek o da ayrı konu...

ev için planlarım

Gittiğim ülkelerden aldığım magnetlerle buzdolabının kapağını doldurmak istiyorum. Tabi bu hızla gidersem bu o kadar kolay bişey olmayacak farkındayım:) Zaten kapağın üstünde şu an en çok magnetli nikah şekerleri bulunuyor.
(Eyfel kulesi Orhan'dan...Çok kullanışlı ve güzel olduğu için benim magnetlerin yanına koydum.)

Bu duvarı ise blok baskı fotoğraflarla doldurmak istiyorum. Bu birinci isteğime göre daha kolay. İlk fotoğraf kardeşimden, buraya tablo asmaya çalışıp duvarı mahvedince ve akşama da misafir geleceği için bu fotoğrafı yapıştırmıştık.
(Fotoğraf kardeşimin sergilenen ilk fotoğrafı, bize ev hediyesi olarak getirdi, ben çekerken ışık patlamış sol taraftan)


Kitaplığımızın bi sürü kitapla dolması da bir başka isteğim. Kitaplık ikea'nın ünlü billy kitaplığı, 75ten beri bu kitaplık üretiliyor. Hatta bu dolsun, sonra yanına bi tane daha billy alsak hiç fena olmaz. 50 mm objektifle çektiğim için kitaplığın alt kısmı alamadım. Ama genel olarak görüldüğü üzere ütü dahil herşey var. Bir sürü kitabımız olunca bunlara başka yer bulacağız:) Yıllardır göçebe yaşayınca (yurt-öğrenci evi) kitap da birikmiyormuş bunu farkettim.

Coral Reef Adventure

Suyun içinde olmayı çok severim. Bunu da halen anne karnına özlem duymama bağlarım. Denizde ya da havuzda sırtüstü yatayım, işte bu benim için en büyük terapi olsa gerek..(Scuba diving kısmına değinmiyorum şimdilik)
Dün akşam Coral Reef Adventure ı izledim. Uzun zamandır izlediğim en güzel sualtı belgeseliydi. Pasifik okyanusundaki mercanların neden yok olduğuyla ilgili bir araştırmayı içeriyor. Suyun altında geçen kısmı çok fazla. Ama bunun dışında araştırıcıların yerel halkla iletişimleri yer alıyor. Suyun altı hiç burdaki gibi değildi. Hayran kaldım. Binbir çeşit böcekler, balıklar, mercanlar...Bir de böcek balık dayanışmaları süperdi, bi böcek balığın ağzını temizliyordu, diğerinde de balık böceği koruyordu. Her taraf rengarek cıvıl cıvıl, hepberaber dalga halinde hareket eden balıklar, hepberaber ne yapcağını bilmeden hareket edenler.. Böyle izledikçe mutlu oldum, gece rahat bir uyku uyudum. Süper oldu.

Ayşeyle Prag

Prag'tan en çok aklımda kalan şey; Ayşe'nin bu defteri ve eldivenleri oldu. Buz gibi havada tek eldivenle dolaştı, sonra bu eldiveni kaybetti, turdan kızlar bularak Ayşeye verdiler. Türkiyeye dönünce de eldiveninin diğer tekini bulmuş. Çok güldüm bu eldiven olayına. Defterde ise Ayçanın Prag haritası ve popüler noktalar vardı. Bi sürü yeri bulduk ama Medieval Restaurant'ı bi türlü bulamadık. Artık bi sonraki Prag çıkartmasında...

domuz gribi değilim sadece sinüzitim

Bugün yöneticim aradı, geçmiş olsun dedi, sonra da şirkette benim domuz gribi olduğum dedikoduları varmış, öyle misin gerçekten dedi, ben de anlattım sinüzit olduğumu. Burda belirtiler mevcut, çok şükür ne ishalim ne kusuyorum. Dolayısıyla domuz gribi olmadığımı düşünüyorum. Ama uzun zamandır bu kadar hasta olmamıştım.
En büyük sıkıntım öksürmek, uzun uzun zamandır bu kadar yoğun öksürmemiştim. Nefes borusuna yabancı madde girdiğinde, beyindeki öksürük merkezi otomatik olarak tetikleniyor ve yabancı maddeyi dışarı atmak için öksürmeye başlıyoruz. Öksürük şurupları beyindeki bölgeyi uyuşturarak öksürmeyi önlüyormuş. Sinüzit ise sinüslerimdeki mukozanın içeriğinin değişmesi anlamına geliyor. Doktorun verdiği ilaçlarla mukus boğazımdan aşağıya akıyor ve öksürmeme neden oluyor. Bunları internetten okuduklarımdan çıkardım. Yarın doktora yeniden gideceğim.
(Resimdeki en sevimli domuz: Piglet)

Türkiyeye hoşgeldim

Prag'tan daha da hasta olarak dönünce ilk iş eve yakın bir özel hastaneye gittim. Bir günlük iş göremezlik belgesi ve bir reçeteyle çıktım ordan. Hastanenin hali özel olmasına rağmen içler acısıydı. Fotokopi makinasnın icadından habersiz insanlar çalışıyodu:) Ordan çıkınca hastanenin hemen karşısındaki eczaneye gittim, bunca zaman özel sağlık sigortamı kullanıyordum, bir kere de SSKdan ilaç alayım dedim. 14 liralık ilacın 9 lirasını ben ödedim. Eczacı kalfasına da sordum bu nasıl iş benim bişey ödememem gerekmiyor mu diye, kanunlar değişmiş vs. bunları anlattı. Bugün de rapor almak için evin yakınındaki sağlık ocağına gittim. Buranın durumu da ilginçti. Beklerken içerdeki hastalarla da kaynaştık. Sonunda sıra bana geldi. Doktor 2 günlük rapor verdi. Ama işe gidilmeyen günler için de SSK maaşımdan kesiyormuş. Artık bunun neden böyle olduğunu sormadım bile..
Prag gibi biyerden Türkiyeye dönmek zaten acı veriyordu, bir de iki günde bunları yaşayınca daha da acı oldu..