kumbaram



Kumbaramdaki paralar işe yaramaz hale geldi, ben farkında olmadan. YTL'den TL'ye döndük, ama bozukluklar kalmış öyle. Kantinci almadı, bakkal almadı, sıra dolmuş şöföründe..Neymiş efendim damlata damlata küçük bir göl yapmışım, o gölün de suyuna bişiler karışmış, su da işe yaramaz hale gelmiş..Yani damlaya damlaya göl olmuyomuş..

In Bruges



Son zamanlarda izlediğim en iyi film; In Bruges. Son günlerin popüler filmi Avatar'ı da izledim, onun hakkında da yazı yazacaktım, ama In Bruges'e öncelik vermek istedim.
Bu filmi Ayşe'den duymuştum ama izleyememiştim, geç bile kalmışım. İzlemeyenler mutlaka izlesin.
Film Belçika'nın en güzel şehri, Bruges'te geçiyor. Ve film Bruges'ün güzelliğini anlatmak için yapılmış sanki. Ölmek üzere olan birinin son günlerni en iyi şekilde geçirebileceği şehir olarak Bruges'ü düşünüyor Harry. Bu yüzden diğer iki karakteri Ray ve Ken, Bruges'e gönderiyor. Ama işler planladığı gibi gitmez.
Ken çocuk ruhlu bir çocuk katilidir, kendini öldürmeyi planlar, Ray'in de görevi Ken'i öldürmektir. Ama Ray onu böyle acınası halde görünce vazgeçiyor. Filmin bence en dikkat çekici sahnesi buydu. Aslında birini öldürmek gibi bir görevin var o kişi hazır intihar ediyor, işi ne kadar kolaylaşıyor. Yine de ölmeyi isteyen birini öldürmek daha da mı zorlaşıyor?
İkinci sağlam sahne ise, Harry'nin kendini cezalandırarak bu şehirde ölmeyi haketmesiydi. Bunların dışında, cüce olayı, Ken'in kızla restorandaki muhabbetleri, tren olayı hepsi çok iyiydi. Yönetmen drama içine kara mizah yerleştirmiş.
Bunların dışında da zaten eğlenceli, şaşırtıcı çoğu zaman dramatik sahneler vardı.
Martin McDonagh yazmış ve yönetmiş. Yönetmen, ingiliz, 1970 doğumlu, ama saçları erken ağartmış. Böyle film çekmeye devam edicekse saçları boşa ağırtmış sayılmaz. Bu adam kesinlikle takip edilmeli. Colin Farrel sevmem ama bu filmde iyiydi.

Bir de yönetmenle çekilen bu kareyi buldum, oyuncular ve yönetmen eğlenirken..










Bruges bana Karlovy Vary'i hatırlattı, kesinlikle gitmeliyim. Boş sokaklar dolaşmak, meydan da kahve içmek ve çan kulesine çıkmak istiyorum.

ışık mutluluk getiriyo




İstanbul'da en hoşlanmadığım mevsim kış, hava her daim gri oluyor. Bugün sabah çok güzel aydınlık bir hava vardı. Serviste gözlerimi kapatmadım bile, çevreme bakındım. Hep böyle ışık, aydınlık hava istiyorum. Tüm renkler canlı görünsün, pus olmasın, hatta taa uzataki tepesi karlı olan dağları görelim.

bir yıl daha geçti



Yıllar geçtikçe çocuksu ruhumuzdan, mutluluğumuzdan uzaklaşıyoruz, korkularımız artıyor azalacağı yerde..Yeniden eski günlerdeki gibi olabileceğimiz bir yıl dileğiyle..
Fotoğraf Karlovy Varyden, hava biraz karanlık olduğu için çok net olmadı ama ayşeyle bu çocuğa bakıp baya bi gülmüştük..

hakkı devrim



Bu fotoğrafı Ayşe Arman'ın Hakkı Devrim'le olan röportajından aldım. Hakkı Devrim'in bu halini görünce çok mutlu oldum, daha bir sevdim onu. Yıllardır milli dedemiz olan H.Devrim benim için anne karnından dede olarak çıkmış insan kıvamındaydı. Aslında genç yakışıklı bir delikanlıymış zamanında. Annem babam içinde aynı şeyi yapıyorum, sanki hep onlar bu yaştaymış gibi..Halbuki ben onların 30lu yaşlarını da biliyorum ama unutuluyor..H.devrim'in bir zamanlar genç olabileceğini bu fotoğrafı görünce idrak ettim. Allah uzun ömür versin.

wipe out


bu toplarda zıplamak istiyorum, ama kamera olmasın lütfen..

lie to me

yeni dizim; "lie to me". House'a rakip olarak yapılmış, hayatın daha içinden olduğu içi anlaması daha kolay. Ama Lightman, House kadar karizmatik değil zaten kim House kadar karizmatik olabilir ki? Benzer özellikler var, Lightman da House gibi defolu bir insan, karısı terketmiş, inatçı, işini çok iyi yapan biri. Yani süper bir dizi kahramanı, hem eksiklikleri var ama bir yandan da adam karizma olabiliyor. Dizi yalanlar silsilesi içinde gidiyor, 40 dakika izleyip de saman alevine benzeyebiliyor, yani insanın elinde bazen o kadar izleyip de hiç bir şey olmuyor. Çünkü alt cümle-fikir içermeyen bölümler var. Eğlenceli kısmı ünlülerin yalan söylerkenki ifadeleri de yer alıyor. Yalan söylemeyi zaten beceremem, dizide yalan söylerken en azından neler yapmamam gerektiğini öğreniyorum. Bu konuda çok faydalı bir dizi ve bir de ifade analizinde.
Sonuç olarak en karizmatik dizi karakterlerim şöyle: 1- House 2-Lightman
En sevimli dizi karakterleri ise tabiki 1-Ted 2-Charlie

Bir mimar: Bruno Taut

Bugün şener'le metrobüsle avrupa yakasına geçerken Ortaköy sırtlarındaki Japon esintileri olan evi gösterdi. Cumhuriyet döneminde Ankara'da da önemli devlet binalarını yapan Japon bir mimarın kendi için yaptığı ev olduğunu anlatmıştı. Hiç Japon mimar duymamıştım, zira Ankara'ya Japon mimar girse heralde o kadar sıkıcı devlet binaları da olmazdı. Bu binayı yapan adamı bulmak biraz zor oldu, ama kimliğini öğrendim; Bruno Taut adında Hitler'den kaçıp Türkiye'ye sığınmış, bir miktar Japonya'da kalmış Alman bir mimar yapmış. Ankara'da DTCF Binasını yapmış. UNESCO tarafından korunan eserleri var. Şu anda ünlü bir mimar. 1938de ölüyor ve Edirnekapı Mezarlığına defnedilmiş. Her gün önünden yanından geçtiğimiz ayrıntıların altını kazıyınca neler çıkabiliyor ne ilginç. Bir ilginç şey ise; bu evin tarihi hürriyetteki en iyi 10lardan birinde buldum. Bir daha hürriyet.com.tr yi açmayacağım demiştim yine açmak zorunda kaldım.

wc de beklemek

Alafranga tuvaletten feyz alarak Kore'de ev yapmışlar. Ben yapsam orta kısma yüzme havuzu kondururdum. Ama işte çayır çimen yapmışlar. Benim en büyük sıkıntılarımdan biri de tuvalette beklemektir. Bekle bekle dur, vakit geçiremem. Heralde bu evde böyle bi dert de olmayacak kadar çok tuvalet olsa gerek...Tabi böyle bir yaşam alanının içinde olmanın kime ne faydası vardır anlamış değilim. Küçük çocuk evini tarif ederken tuvalette oturuyoruz mu diyecek o da ayrı konu...

ev için planlarım

Gittiğim ülkelerden aldığım magnetlerle buzdolabının kapağını doldurmak istiyorum. Tabi bu hızla gidersem bu o kadar kolay bişey olmayacak farkındayım:) Zaten kapağın üstünde şu an en çok magnetli nikah şekerleri bulunuyor.
(Eyfel kulesi Orhan'dan...Çok kullanışlı ve güzel olduğu için benim magnetlerin yanına koydum.)

Bu duvarı ise blok baskı fotoğraflarla doldurmak istiyorum. Bu birinci isteğime göre daha kolay. İlk fotoğraf kardeşimden, buraya tablo asmaya çalışıp duvarı mahvedince ve akşama da misafir geleceği için bu fotoğrafı yapıştırmıştık.
(Fotoğraf kardeşimin sergilenen ilk fotoğrafı, bize ev hediyesi olarak getirdi, ben çekerken ışık patlamış sol taraftan)


Kitaplığımızın bi sürü kitapla dolması da bir başka isteğim. Kitaplık ikea'nın ünlü billy kitaplığı, 75ten beri bu kitaplık üretiliyor. Hatta bu dolsun, sonra yanına bi tane daha billy alsak hiç fena olmaz. 50 mm objektifle çektiğim için kitaplığın alt kısmı alamadım. Ama genel olarak görüldüğü üzere ütü dahil herşey var. Bir sürü kitabımız olunca bunlara başka yer bulacağız:) Yıllardır göçebe yaşayınca (yurt-öğrenci evi) kitap da birikmiyormuş bunu farkettim.