küp karpuz

kktcdeki bir tüp bebek merkezinin müdürü olan doktorun röpörtajını okudum, adam güzel annelerin yumurtalarının bilmem kaç bin dolara satıldığını anlatıyodu..güzelliğin zekadan daha önemli olduğu düşünülüyor bu da mantıklı aslında bi insanın güzelliği kısa sürede her türlü insan tarafından farkedilebilir ama zekanın farkedilmesi o kadar basit olmuyor. dolayısıyla herşeyi şekilsel olarak iyi yapmaya çalışıyoruz, karpuzu da güzelleştirdik küp yaptık, tamam buzdolabına yerleştirmesi daha kolay olur kabul ama bu meyveler doğal ortamlarında yetişmiş meyveler kadar lezzetli oluyor mu ondan haber verin.. dışını cilalıyoruz içini boşaltıyoruz...
ps: küp karpuz yapabilmek için genetiğiyle oynanmıyor olabilir emin değilim ama genetiğiyle oynanmasına karşıyım..

pazarlık

annem satıcılarla inanılmaz pazarlık yapar kayserili gibi davranır, hatta sonunda satıcıların bunalıp al abla al da git dediği bile olmuştur, alcağı şey ucuz ya da pahalı olsun annem mutlaka satıcıya bi fiyat önerir, ama napalım hem parayı kolay kazanmıyoruz hem de 2 liralık şeyi 10 liraya satmaya çalışıyorlar, en azından sınırları zorlamak gerekiyor, benim bazen nutkum tutuluyor, ayşenin objektifi satarken olmuştu bazen de bugünkü gibi kaplan kesiliyorum, aslında utanıcak bişey yok, adam o fiyatı söylemeye nasıl utanmıyorsa ben niye utanayım ki..benim de o mala biçtiğim değer o kadarmış..
bi de ilk pazarlığı kim yaptı çok merak ediyorum, belki şöyle başladı; milleti kazıklayan bi satıcı başka yerlerden alışveriş yaparken kazıklandığını düşünüp pazarlığa başladı böyle böyle bi kazıklanma psikolojisi yayıldı..kimbilir...

evdeki absürdlükler

tuvalet kağıdı asılan düzenek normalde basit bişeydir, bi çubuk olur tuvalet kağıdı geçirilir, üstünde de belki bi kapak olabilir, hatta o da olmasa da olur..bizim evin demirbaşı olan tuvalet kağıtlığımız Hedef plastikten, üzerinde de "Made in Turky" yazıyor buraya kadar herşey normal ama kapağı popo şeklinde...ne zaman tuvalet kağıdı alcak olsam kopuyorum, kapağı giydirmek istiyorum..
Türklerin yaratıcılıkta sınır tanımadığının işte kanıtı, üstelik tutucu bi toplum olmamıza rağmen böyle sevimli şeyler üretiliyor ve bizim ev sahibi gibi inanılmaz tutucu biri bile alıp asabiliyor..
Bir de malum heryerde sensör kullanılıyor, modern tuvaletlerde bi tek tuvalet kağıtlığında henüz kullanılmadı ya da ben görmedim, kokuya ya da sese duyarlı yapsınlar:) tuvaletteki en sevmediğim sensör de ışık sensörü, hareketsiz 10 sn kalsan ışık sönüyor, sonra el sallayıp ışığı yakıyosun, tuvaletten çıkana kadar baya bi el sallamış oluyosun...en sevdiğim sensör de çöp kutusu sensörü ve sifon sensörü...sonuç olarak ne sensör ne ben söyleyiim..

yuvada saadet


eskiden insanlar mı saftı yoksa reklamcılar daha mı saftı acaba?? eski reklamlarda reklam dili genelde çok basit ve sade, konu ise bi saflık içeriyo.. bi ürün alakasız bir konudaki her derde deva gibi ya da ürünün çözdüğü problem mesela çamaşır yıkamak sanki dünyadaki en önemli problem gibi gösteriliyor..demek ki o zaman yaklaşım böyleymiş..şimdi dönüp bakınca eğlenceli ve sevimli geliyor...Şu an ilkokul çocuklarının bile bu konuda daha yaratıcı olabileceklerni düşünüyorum..
yuvada saadet piyale, reklam çok sevimli tamam yuvada saadet için evde yemek şart, o da piyale makarna ile oluyor da, bu teller neyin nesi, telgrafın tellerine kuşlar mı konar, hayır piyale kutusuna kuşlar konar..ama piyale nasıl havada asılı kalır orda da bir yüce hikmet var işte...



müzeler

bi arkadaşımla pera müzesi'nin 5.katında buluşmak zorunda kalınca yıllardır önünden arkasından geçip de girmediğim pera müzesine bu sayede girmiş ve gezmiş oldum. Batılıların gözüyle doğu resmedilmiş, resimlerin çizgilerine, perspektiflerine, ışıklarına, renklerine kesinlikle sözüm yok, çünkü adamların yaptıkları eskizler bile harika, ama içerik bana yanlış geldi, doğudan kıyafetler alınmış ve avrupalı güzel model olabilecek insanlara giydirip resmetmişler, resimlerdeki erkeklerin yarısı kadın gibi..harem konulu resimler de ilginç, ressam kendi kafasında yarattığı haremi resmetmiş ama haremin bence haremle alakası yok..dolayısıyla batının gözüyle doğuya yani buraya bakmak gerekiyor ama onları da çok fazla ciddiye alıp da biz böyleymişiz dememek lazım..
Gittiğim ikinci müze ise kariye müzesi, yıllardır gitmeyi istediğim müze, meğer edirnekapının girişine yakın ortalık biyerdeymiş. Otobüsten inince bi düğün salonunun önünden geçtim, gelin damat çıkmak üzereydi, dışarda bekleyen kara çarşaflı insanların arasından korkuyla geçip müzeye gittim, bu müze en çok gelir sağlayan ilk üç müze arasındaymış, nedenine şaşırmamalı bilet 15ytl'ydi, 10 ytltye müze kart aldım onla girdim, yoksa içime otururdu çünkü içerisi baya küçükmüş, bi tur attıktan sonra bu kadar olamaz diye bi tur daha attım ama gerçekten o kadarmış, duvarları mozaiklerle dolu haç şeklinde yapılmış bir klise, mozaikler 14.yy'den kalmış ama çoğunlukla iyi durumdalar, burası da cami yapılmış sonrasında müzeye çevriliyor..iyi de olmuş..içerde dolaşan benden başka Türk yoktu, çok da bize hitap eden bir müze değil ama belki bir rehber olsa anlatsa konuşulsa yorumlansa süper olur..


Annemlerle de yıldız müzesine gittim, aslında yıldızdaki müze grubu gayet eğlenceli görünüyordu, hem yıldız sarayı, belediye müzesi ve yıldız parkı içindeki porselen fabrikası müzesi..ama ne yazık ki sadece yıldız sarayını gezebildik,yıldız sarayının da zaten küçük bir alanı ziyarete açıktı, bahçeyi dahi kapatmışlar. içerde abldulhamitin kullandığı marangoz takımları, yıldız porselende yapılan ilk porselen takımları, tahtırevanlar ve saray eşyaları sergileniyor..vahdettinle atatürkün görüştüğü oda mevcut..içerde bizle beraber dolaşan ve lambaları açan kapatan güvenlik görevlileri ve bilet kesen memurlar vardı, ne yazık ki pek talep gören bir müze değil..bu saraydaki yaveran odalarının mimarı Raimondo d'Aranco, araştırınca aslında bebekteki, beyoğlundaki, şişlideki çok sevdiğim bikaç binanın da mimarı olduğunu öğrendim, hayran kaldım adama.. saraydan çıkınca da yıldız camine gittik, ordaki saat kulesi ne kadar güzelmiş, cami ve saat kulesi balyan ailesi tarafından yapılmış, caminin bahçesi çok sevimliymiş, mermer masalar ve banklar var çevrede kocaman çınar ağaçları..Sonrasında büyük bi hevesle porselen fabrikasına gittik ama kapalıydı.. Haftaiçi bir gün uğramak lazım..

Son bi müze daha var aslında, o da masumiyet müzesi..o da sonraya kalsın..

iyilik

herkes tüm sorumluluklarını yerine getirse kimsenin iyilik yapmasına gerek kalmaz diye düşünülebilir mi?? bu düşünce çok mu acımasızca acaba??

doğal seleksiyon

doğal seleksiyon güçlü olanın kazanması ve kötünün yok olmasıdır; insanların karşı tarafı beğenisi altında da aslında da soyunu en iyi şekilde devam ettirebilme güdüsü yatıyor, güçsüz olanın beğenilmemesiyle birlikte bozuk genetik yapıların da kaybolması lazım.. ama artık insanları birbirlerine çekici gösteren faktörler değişti, parası olan insanlar daha kolay birilerini elde edebiliyor..bir de estetik ameliyatlarla birlikte kimin aslında gerçekten güzel olduğu anlaşılamıyor, eskiden anasına bak kızını al diye bi söz vardı, artık kızlar için inanılmaz değişim gösterme olanakları var...hal böyle olunca da kötü genler kaybolmadan kuşaktan kuşağa iletilebilme imkanı buluyor. bir de şurdan bakmak gerekiyor, bilimle uğraşan insanların diğer insanlara göre daha zeki olduklarını varsayarsak bu insanlar diğerlerine göre daha antisosyal tipler oldukları için evlenme olasılıkları da diğerlerine göre düşük olabilir.bu durumda daha zeki insanların üremeleri daha az olacağından insan soyu gitgide aptallaşabilir. Sonuç olarak insanların seleksiyonu için çok fazla parametre var, ilk önce sadece günümüzde insanlar üzerinde doğal seleksiyonun olamayacağını düşünürken parametre çokluğundan ötürü artık hiçbir zaman bunun olamayacağını düşünmeye başladım.

pazartesi kadıköy


3 gündür kadıköyde eğitimdeydim, bugün eğitimin de erken bitmesiyle fotoğraf makinamla attım kendimi kadıköy sokaklarına.. haftaiçi kim dolaşıyomuş bu sokaklarda bi bakayım dedim, işte haftaiçi özgür olan insanlar...




darwin ödülleri

modern zamanlarda doğal seleksiyonu araştırırken darwinawards sitesini buldum, abuk subuk şekillerde ölmeyi başaran insanlara, gen havuzunu iyileştirdikleri için verilen ödüllermiş. Kısaca trajikomik ölümler ödülleri topluyor da diyebiliriz. Örnek olarak açılıp kapanan bir köprü açıkken üzerine sadece mayo giymiş motorcu bir genç motoruyla açık köprüyü geçmeye çalışır, sonuç suyun içinde ölümle sonuçlanır. başka bir tanesi de piercinglerinden bir devre yapıyor ve vücuduna elektirik veriyor, sonuç yine aynı. site sahipleri Türk gazetelerindeki 3.sayfalara bi baksa ödül vericek bi sürü şey bulabilir aslında..ama türkler darwini antipatik:) buldukları için ödülü de kabul etmezler...darwin awards isimli bir film bile varmış, olayı anlamlandırmak için filmden bir kare kullanalım yan tarafta..