Ve işte bunlar da benim ayakkabılarım...


Belki bilenler biliyordur, ama ben yeni öğrendim. Tuvalet sifonlarında küçük ve büyük yanyana iki buton oluyo ya bunlardan küçüğe basınca az su, büyük olana basınca biraz daha fazla su akıyomuş. Dolayısıyla küçük buton küçük tuvalet için, büyük buton büyük tuvalet için tasarlanmış. Bu iki buton olayını backuplı çalışma olarak düşünmüştüm, biri bozulursa diğerine basılsın diye böyle yapılmış gibi gelmişti. Baya saçmalamışım, hatta şimdi dönüp bakınca arabanın neden 4 tekeri var sorusunun cevabına yedekli çalışsın diye öyle yapmışlar demiş gibi hissettim.
bugün sabah ev aldık. tabi bu cümle, pazardan elma armut aldık cümlesine benzedi, ama bu iş elma almak kadar kolay değilmiş. O kadar çok ev arayınca ve ortamı gördükçe hayalimdeki ev kavramı bitmişti ve tapu hayali başlamıştı. Ve sonunda hayallerimiz gerçek oldu bir tapumuz oldu.
Dizilerin en sevdiğim bölümlerini çıkardım, şöyle ki House'un en sevdiğim bölümü Dr.Gregory'nin bacağıyla ilgili operasyon geçirdiği bölümdü. Ghostwhisperer'da Jim ile Melinda'nın tanıştıkları bölümdü. How i met your mother'da ise Barney'nin neden takım elbise giydiğinin anlatıldığı bölüm olmuştu. Ve bu bölümlerin ortak yanı ise hepsinde dizi karakterlerinin geçmişinin anlatılıyor olması. Bu bölümleri izlerken acaip mutlu olmuştum. Çünkü bu karakterler hayatımda ciddi bir yere sahip ve ben onların geçmişlerini bilmiyodum. Bu bölümler sayesinde öğrenip daha da sahiplenmiş oldum. Başım göğe erdi mi, hayır, ama merak ettiğim şeylerin sayısı azaldı:)
fotoğraf gezilerinde "ışığınız bol olsun" derlerdi, ben de gülerdim, ama fotoğraf çeken biri için söylenicek en anlamlı söz aslında buymuş. ışık olmayınca ağzınla kuş tutsan bi işe yaramıyor..
dart oynamayı baya severim, ama eve alıp da koyamam, zira duvar muvar kalmaz, hiçbiyere zararı olmayan adını henüz koyamadığım bi oyun buldum, her oyuncunun oyun hamuru gibi bir hamurdan büyük bir hamur yığını (100 gr kadar) olucak, dart tahtası gibi bir tahta duvarda olucak, amaç hamurları parçalayıp tahtaya yapıştırmaya çalışmak, oyuncular atış yapacağı yuvarlak hamuru kendi oluşturcak, hamurun max büyüklük sınırı var tabi, ama minimum yok, dolayısıyla oyuncular farklı sayıda atış yapma hakkında sahip, hamur çok küçüldükçe yapışma oranı düşük ama atış sayısı artmış oluyor vs...kompleksitesi olmayan evde de dart oynayabilmek için düşündüğüm bişey işte..
Vapurda dışarda oturup ayaklarımı denize doğru uzatmayı, sıcak yaz günlerinde esen rüzgarla serinlemeyi ve vapurdan inince sanki beni beklediklerini düşünüp güldüğüm o kalabalığı özledim. havalar ısınsın vapur keyfi yapalım. Bir de aslında bugüne kadar ki en keyifli vapur yolculuğumda Ayşe vardı, onla beraber Fenerbahçe vapurunun kaptan köşkünde kaptanla geyik yaparak adaya gitmiştik. Şimdi o vapur da Rahmi Koç müzesine çekilmiş, sevinsem mi üzülsem mi bilemedim...En azından metal işleme fabrikasında darmaduman edilmedi buna şükür..