hem o hem bu
Alev Alatlı'nın Kabus'unu okumaya başladım. Türk antiütopya örneği, bu kitaba da Cesur Yeni Dünya'dan geldim. Yazılmış heralde en ünlü distopya örneği imiş. Distopya dünyanın olmasını istemediğimiz gelecekteki hali olarak da anlaşılabilir. Neyse Cesur Yeni Dünya hakkında söylecek çok şey var. Onu bi ara yazayım. Kabus'taki karakterin de Aristo mantığını sevmemesi çok hoşuma gitti. Ya o ya bu deriz, bişey iki farklı özellikte olamaz. Ya doğrudur ya yanlıştır. Eleman der ki hem o hem bu vardır. "ya o ya bu" değil "hem o hem bu". İki özellik aynı anda aynı şeyde mevcut olabiliyor. Zaten kitabın bi adı da Schöredingerin Kedisi, ünlü deneyden yola çıkılmış. Orda da ışık hem foton hem dalga. Dolayısıyla da kedi hem canlı hem ölü. Niye anlattım, şu an başka yerde olmak isteyip burda kalakaldığım içindir.
derdin var mı?
Her sabah servis şöförümüz aynı radyoyu dinliyor, hatta yıllardır servis şöförleri sayesinde ben de aynı radyoyu dinliyorum. Radyocunun bu sabahki konusu kimin ne derdi var söylesin idi... Tabi çoğunluk ülkenin durumundan kaynaklanan dertlerini paylaştılar. Onun dışındakiler de modern dünya dertleriydi. Dert deyince benim için genelde işle ilgili şeyler aklıma geliyor. Bi kere babama anlatmaya çalışmıştım, iş güç olayını, çok şaşırmıştı çünkü anlamamıştı. Çünkü artık bakınca bi sürü insan için her gün gidebileceği işinin olması bile mutlu olmak için yeter bi sebep..O yüzden bunlar dert değil, olmaması gerekiyor. İşin özü şu ki modern dünya mutsuzluklarını bırakmak lazım, ünlü bilge ayşe'nin de dediği gibi iç huzur sağlanmalı....
3 toplantıları
İşyerinde saat 3leri çok seviyorum, hemen bizim ekiple haberleşip aşağıdaki koltuklara iniyoruz. Yarım saat muhabbet edip kafa dağıtıyoruz. Ama şu ara sanırım kimse halinden memnun olmadığı için ya da sıkıldığından muhabbet genelde işten öteye gitmiyor...Yani artık çok da huzurlu değiliz ama umarım daha kötüye gitmez...Eğlenceli kısmı hepberaber durumumuzun farkında olmamız beraber geyik yapıp eğlenebilmemiz...Aslında canımızın sıkılmasındaki ana neden hayatın sadece maaşı alıp o maaşı harcamaktan ibaret olmadığını düşünmemiz, işte bu yüzden acı çekiyoruz. Yoksa monopoli gibi hayat yaşardık...Bi de iyi olanı görüp de onun gibi olmak en zoru, insan kolayı seçiveriyor, kötü birini görünce istemeden de olsa onun gibi oluveriyor. üzüm üzüme baka baka kararıyor ama üzüm üzüme baka aydınlanmıyor..
pembe domates
bayramda kırşehirdeydim, bizim oralarda domates toplama dönemi yeni gelmişti, şekilsiz ama mis kokulu süper lezzetli domatesler yedim. Sonrasında istanbula döndüm, bizim evin karşısındaki bakkaldan bozma Eğeroğulları markete gittim, amacım cumartesi kahvaltısı için domates almaktı. Çanakkale yazan kıpkırmızı, göze görünen domateslerden aldım. ne olduğu sofrada belli oldu. Saman gibi bişeydi. Tabiki kekik ve nane ile lezzet verdim. Bu haftasonu da babamın kuzeni Ahmet amcalardaydık. Ömerlide bahçeli evleri var, bahçeleri tam bir cennetti, biberler, domatesler, patlıcanlar..Bahçe bozumu yaptık, tüm domatesleri topladık. Mis gibi. Tabi eve getirdim birazcık, yavaş yavaş tüketeceğiz. Bu sene geçti ama seneye balkonda pembe domates yetiştirenlerin kurduğu ağ'a katılayım diye düşünüyorum. Hatta yanında biber ve maydonozu da amaçlıyorum. Bakalım kısmet..
çok korktum
bazen çok heyecanlanıyorum panik yapıyorum içimde sanki yapamayacakmışım gibi bir korku oluyor. Dalma olayı için de böyle oldu. İçim karardı kaç gündür. Halbuki olmazsa olmasın niye ben bu kadar ciddiye aldım bilmiyorum. Sanki ÖSSye girecek gibi hissettim kendimi, halbuki ÖSSye girerken hiçbişeyim yoktu..Küçükken insanlar ne güzel daha korkusuz oluyor, yaşadıkça korku eşiğimiz düşüyor, yani burda deneyim olayı eksi tesir yapıyor, korkmak korkuyu getiriyor. Bu kadar genelledim ama belki benimki bir hastalıktır, bi ben böyleyimdir...
mutluluk
Haftasonu bikaç bişeye üzülmüştüm, ayşeye anlattım o da bilgeliğini konuşturdu, herkesin mutlu olması çok zor, düşünme dedi. Sonra benim de aklıma geçen gün ismi lazım olmayan birinin röportajında okuduğum önce benim mutlu olmam gerekiyor ki çevremi de mutlu edeyim sözü geldi. Tabi bunu diyen kişi minareyi çalmış ve kılıf uyduruyo ama düz mantık öyle olmak lazım. (benim yine bunu uygulamam zor)Bir de Elif şafak'ın aşk'ını da yeni okumuşken sonra ayşe'yi de böyle görünce kitabı pratiğe de dökmüş olduk, mutlu olmak için aşk gerekiyor.
(Resim yine aynı yerden)
huy suy

annem bazen öyle bi davranıyo ki anneme kızıyorum, aynı şeyi anannem de anneme yapıyor annem de ona kızıyor. yani annemin ananneme kızıyoken farketmesi lazım böyle yapmayayım diye ama farketmiyor..ben annemden farklı olduğumu düşünürdüm ama sanırım gitgide ona daha çok benziyorum. annem de annannemden farklı olduğunu düşünse de o da aslında onun aynısı...böyle bi farklı olduğumuzu düşünsek de huyundan suyundan çekmişiz bizden öncekilere...
hal böyle olunca da yaşlanınca nası biri olacağını az buçuk kestirebiliyosun, ama o anı yaşayınca mutlaka herkes de kendine haklı görünüyor, şimdi ben annemi haksız buluyorum ama ben annemin yaşına gelince ben de annem gibi davranıyo olucam...
(PS: resim:http://www.meltemsozer.com)
ühü ühü
neden istanbulda olduğumu düşününce kendi kendime şaşırıyorum, ne işim var benim bu şehirde?? hiç kimsem yok, halam teyzem dayım amcam?! üniversiteden mezun olalı beş sene oldu ve benim aklım yeni başıma geldi. Gurbet olayını yeni idrak ettim, belki evliliğin bunda payı vardır bilmiyorum, kalabalık bir aileden çıkıp da çekirdek aile olayını yaşayınca ancak farkettim. Yalnızlaşıyoruz. İnsan tabiatına aykırı ama böyle de devam ediyoruz, bi kaç haftadır böyle depresifim...en iyisi çalışayım ve düşünmeyeyim bunları..
duyarlılık
Bazen çok umutsuz oluyorum, nasıl bir şehir burası, yaşlılar ve özürlüler için düşünülmüş hiçbişey yok. Sadece metronun asansörleri var heralde, onu da zaten herkes kullanıyor. İşin ilginci burası insanı kolayca tüketen yaşlandıran bir şehir ama sonrası için de hiçbişey sunmayan bir yer. Bi de olanca kalabalık içinde bunların yaşanıyor olması insanların duyarsızlığını görmek daha da acı. Hep kendimizle övünürüz şöyleyiz böyleyiz mükemmeliz, heralde en büyük kandırmaca bu, insanlar da saf saf inanıyor işte. Nerden mi çıktı bunca şey, bu hafta ama bi bayanı otobüse bindirdim. Ama aklım bayanda kaldı, burası İstanbul ve herşey olabilir. Reşitpaşada Körler okulu var ve 4.leventten o otobüse biner okula giderlerdi. Bir kere bi ama'nın sopasının ucu nasıl oldu hatırlamıyorum ama benim yüzümden kırılmıştı. O zaman pek önemsemeyip gülüp geçmiştim. Üstelik o zaman onların yanına gidip de hiç yardım etmeye çalışmazdım. Ki o zaman da aslında yardımseverdim ya da öyle olduğumu sanıyordum. Neyse bu ilkokullarda öğretilen türk insanı yardımseverdir, misafirperverdir geyiklerine son verilmeli ve bifiil uygulamaya geçirilerek öğretilmeli. Eğitim sistemi böyle olsaydı belki bu metrobüs üstgeçitler bile böyle yapılmayacaktı.
ristorante

İtalyada
restoranda oturup yemek yemek alıp götürmenin neredeyse 2 katı fiyata sahip, mesela kahve istiyosun al eline fincanı yeter ki oturma. Bi de self servis deyip de oturursan sanki dünyanın en büyük kötülüğünü yapmışsın gibi garsonlar bozulup kızıyorlar, pisada biz ve amerikalılar oturmuştuk, garson kovmuştu bizi, çok eğlenceliydi. Bu fiyat listesi San Giminiao'dan ristorante ise Orvieto meydanından... (banco: bank, tavolo: masa)
restoranda oturup yemek yemek alıp götürmenin neredeyse 2 katı fiyata sahip, mesela kahve istiyosun al eline fincanı yeter ki oturma. Bi de self servis deyip de oturursan sanki dünyanın en büyük kötülüğünü yapmışsın gibi garsonlar bozulup kızıyorlar, pisada biz ve amerikalılar oturmuştuk, garson kovmuştu bizi, çok eğlenceliydi. Bu fiyat listesi San Giminiao'dan ristorante ise Orvieto meydanından... (banco: bank, tavolo: masa)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
