iç savaşlar
Son yüzyılın en önemli iç savaşları Yunanistan, Amerika ve İspanya iç savaşlarıdır. Yunanistan ve İspanya iç savaşlarına bakacak olursak, ülkedeki koministlerin komşu ülkeler tarafından desteklenerek iktidara meydan okumalarını sağlayarak ve sonra da onları yalnız bırakılarak başlatılmıştır. Başka ülkelerin kışkırtmasıyla farklı görüşteki insanlar ayaklanmış ve ülke kaosa sürüklenmiştir. Amerikada ise biraz uzaktan bakınca, iç savaş gerçekten iç gibi görünüyor. Kölelik düzenine son vermek için savaşılmış, ama tabi amaç köleler için özgürlük değil, dünyada kimse o kadar iyi değil, hele amerikada hiç. Kuzey Amerika sanayi devrimini yaşamış, Güney Amerikada ise halen kölelik düzeni hakim, Güney Amerika sanayileşmeşmediği halde zenginler daha zengin, daha kolay para kaznıyorlar, çünkü köleleri var. Hal böyle olunca da sanayileşmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Dolayısıyla dengeler kurulsun diye; kölelere özgürlük muhabbeti başlıyor. Tabi köle ha sanayi de çalışmış ha çiftlik de çalışmış, onun için özgürlük yine yok, aynı şekilde çalışmaya devam edecek. Dış etken olarak İngiltere ve Fransa var, Amerikaya Afrikadan getirdikleri siyah renkli insanları köle olarak satarak para kazanan bu ülkelerin, iç dinamikleri tetikleri söyleniyor. (Okumak gerekiyor)
safranbolu gezisinden akılda kalanlar


Arasta; aynı işi yapan esnafların toplandığı bezirgan gibi çarşı, Safranbolu'daki lonca teşkilatı kuvvetliymiş, halen arasta mevcut, kimi dükkanlar çin malı hediyelik eşyalar satsa da çarşı içindeki kazancıları, fırıncıları, lokumcuları gördük.Safran: soğanlı bir bitki, 3 yıl boyunca aynı soğan kullanılır. Çok az bir miktarı bile herşeyi sapsarı yetmeye yetiyor. Bir kaç aile safran üretimine devam ediyor. Safranlı lokumlar çok lezizdi:)
Dünyanın ilk yol anıtı Amasrada, ama hazine arayanlar yüzünden çok fazla zarar görmüş. Amasra bir yarımada ve köprüyle bağlanmış olan bir adadan oluşuyor.
Manda yuva yapmış söğüt dalına Amasra türküsüdür, mandacılık yaygındır, kendilerine mandacı denilirSafranbolu yakınlarında çok iyi korunmuş Yörükköy var, Yörük yürümek kelimesinden türetilmiştir

Ev tokmakları iki çeşit, büyük olanlar erkek için, küçük olanlar kadınlar için, tokmak sesine göre kimin geldiği anlaşılır. Kapının dışındaki çengellere asılan ipler ev sahibinin evde olmadığı anlatmak için kullanılır
odalar arasında yemeklerin geçişini sağlamak için sofu adı verilen dönen dolaplar vardır. 3 büyük kanyonu var,
Saati İzzet Paşa yapmış evinize ve kolunuza saat olsun ve yazlık ve kışlık yerden duyuyabilsin diye. 200 yıllık olan bu saatin bakımını hiçbir çıkar beklemeyen çok sevimli bir amca yapıyor.
Saati İzzet Paşa yapmış evinize ve kolunuza saat olsun ve yazlık ve kışlık yerden duyuyabilsin diye. 200 yıllık olan bu saatin bakımını hiçbir çıkar beklemeyen çok sevimli bir amca yapıyor.

Evlerin bu kadar kalmasındaki neden; 70li yıllarda orda yaşayan insanlar evlerini köylerde yaşayan insanlara satarak, büyük şehirlere taşınmıştır. Zor güç para biriktirip ev alan bu insanların evlerde değişiklik yapacak parası kalmamıştır. Dolayısıyla evlerde pek tadilat yapamadan Unesco tarafından Dünya Mirası sıfatı yüklenmiştir. 



Ayakkabıcılık çok yaygın, hatta kurtuluş savaşında Türk ordusu için de ayakkabı üretiliyor. Kötü ayakkabı yapan kişinin yaptığı ayakkabı dükkanının üstüne atılıyor. Pabucu dama atılmak sözü burdan çıkmış.
Bolu: Kaleli demekmiş.
İstanbulun fethi Balat kutlamaları
istanbulun fethinin 555.yılı balatta dün kutlandı. Belediye su perdeleri, havai fişek ve lazer gösterilerinden oluşan bir gösteri hazırlamış. ben de o kalabalığın içindeydim. Açıkcası gayet büyüleyici bir gösteri hazırlamışlar. Ama istanbulun fethini kutlamamız gerçekten gerekiyor mu? Bu bana İstanbulun dört tarafını bayraklarla doldurmakla aynı kafanın ürünü gibi geliyor. Sanki İstanbulu dün fethetmişiz gibi davranıyor insanlar..Dünkü seyirci profiline bakarsak; kara çarşaflı ve türbanlılar çoğunluğu oluşturuyodu. Bu belki de farklı bir fethin kutlamasıdır da farkında değilizdir. Tüm bunlar bir yana 2010 Dünya kültür başkenti olan bu şehrin halen fethini kutlamak da ayrı ironik bi durum. E madem kutlama yapılacak diyelim, o zaman kutlama olayı, Türkleştirdiğimiz İstanbulda Türk geleneklerine göre mi olmalı yoksa ecnebilerden arındırılan İstanbulda ecnebi geleneklerine göre mi olmalı? Organizasyon ekibi, ikisini birleştirmiş, mehter eşliğinde lazer şov hazırlamışlar. Mehterin insanın yüreğini ağzına getiren müziği ve insanı içine alan lazer bir olunca insana savaş meydanında hissi uyandırdı. Gökyüzünün ne kadar büyük olduğunu gösterdi.
aşk kaç kişiliktir?
0-1-2-3-4-5??
en az bir en çok iki kişilik diye düşünürdüm ta ki altay öktemin röportajını okuyana kadar, demiş ki; ".....Aşk başkasına rağmen yaşanan duygudur ..... O yüzden aşk en az üç kişiliktir" hatta "ıssız bir adada iki kişi sevişebilir, kavga edebilir, yemeğini paylaşabilir, beraber şarkı söyleyebilir, ama aşık olamaz.." demiş. doğruya doğru, ben de katıldım. ama o zaman adem ve havva nasıl aşık olmuşlardı birbirlerine bunu da merak ettim.
internet dergilerinden aslında çok hoşlanmıyorum, çünkü dergiyi elime alıp okumalıyım, kuşe kağıda dokunmalıyım ve cıvıl cıvıl reklamlarına bakmalıyım. Hatta biraz okuyup sıkılıp dergiyi bi kenara koyup daha sonra bakabilmeliyim. Ama bu internet dergisi isteksizliğimi boodergi kırdı geçti. Bir kere sayfanın tasarımı harika, dergi içinde sayfaları çevirerek tek tek ilerlenebiliyor, aynı zamanda dergi kapakları gerçekten uğraşılmış şık kapaklar..içerk olarak da iyiler..kesinlikle takip edilmesini öneririm. Çünkü bu sayı itibariyle ceydam ve paşim boo'da istanbul içinde ray geçen yerleşim yerleri hakkında döktürmeye başladılar. İlk iki gezilerinde ben de eşlik ettim bakalım sıra üçüncü de..
okuyun okuyun, hatta benim de fotoğrafım var:)
okuyun okuyun, hatta benim de fotoğrafım var:)
giresun
Giresun-Bektaş Yaylası Yolu. kendimi dört duvar arasında hissettiğim şu günlerde en azından önceden dört duvar arasında olmadığımı gösteren bir kanıt...
fotoğrafta belli olmasa da sağlam bi güneş vardı ve hiç unutmayacağım özgür adındaki ufaklık.
ö: 1 milyonuna 5 penaltı atalım
k: niye ben? neyse tamam hadi
kaledeyim gol yiyorum, sonra o kalede gol atamıyorum,kaybediyorum
k: hadi 1 milyonuna yeniden oynayalım
kazanıyorum, yaşasın
ö: ama ben 1 milyon kaybettim, oynayalım bi daha
k: hadi
kaybettim, kurtarmam gerekiyo
k:5 milyonuna oynayalım
ö:kem küm tamam
kaybediyorum
k:10 milyonuna hadi, kurtarmam lazım
ö: olmaz, banane
k: lan oyna işte
ö: ama sen önce paramı ver
k: tamam bu oyunun sonunda
kaybettim gene
ö: baba bana paramı vermiyo!! ben kazandım paamı ver!
anne babalar: nası yani?
k: kem küm olur mu öyle şey, biz spor yapmıştık, senle oyun oynamıştık:)
kumar acaip bişey, insan farkında olmadan oynayabiliyo, ama saolsun kardeşim benim kumar borcumu başka bi oyunla kapatmıştı.
fotoğrafta belli olmasa da sağlam bi güneş vardı ve hiç unutmayacağım özgür adındaki ufaklık.
ö: 1 milyonuna 5 penaltı atalım
k: niye ben? neyse tamam hadi
kaledeyim gol yiyorum, sonra o kalede gol atamıyorum,kaybediyorum
k: hadi 1 milyonuna yeniden oynayalım
kazanıyorum, yaşasın
ö: ama ben 1 milyon kaybettim, oynayalım bi daha
k: hadi
kaybettim, kurtarmam gerekiyo
k:5 milyonuna oynayalım
ö:kem küm tamam
kaybediyorum
k:10 milyonuna hadi, kurtarmam lazım
ö: olmaz, banane
k: lan oyna işte
ö: ama sen önce paramı ver
k: tamam bu oyunun sonunda
kaybettim gene
ö: baba bana paramı vermiyo!! ben kazandım paamı ver!
anne babalar: nası yani?
k: kem küm olur mu öyle şey, biz spor yapmıştık, senle oyun oynamıştık:)
kumar acaip bişey, insan farkında olmadan oynayabiliyo, ama saolsun kardeşim benim kumar borcumu başka bi oyunla kapatmıştı.
Dolmabahçe sahilinden iki fotoğraf; artık fotoğraf çekmeye pek çıkamıyorum ama aynı mekanlarda dolaşsam bile farklı şeyler çıkabiliyor.


Dudaklarım soğuktan kurumuş, garsondan çay yerine krem istesem? Garson yaklaşıyor, o benden de beter durumda, elleri bile çatlamış, demek ki hem bulaşıkçı hem garson..belki de sadece bardakları sudan geçiriyodur boğaz manzaralı kulübesinde..
-bana bir çay, şekere gerek yok..
Şerefe; fincanımı yatın içindekiler sizin için kaldırıyorum, duyuyor musunuz heyy?
Garson da bana eşlik ediyor, elinde boş fincan dolu bir tepsi, sırada karşımdaki masaki fincanı alıp havaya kaldırcak..içinde mutlulukla, para kazanmanın veridği keyifle..
fincandaki çay soğumadan bir yudum alıyorum, dilimi çıkarıp dudaklarımı yalıyorum. Garson kulubeisne kaçıyor, boşları yıkayacak, ben de üşüyorum, geçen yata dilimi çıkarıyorum, yok size çay...


Dudaklarım soğuktan kurumuş, garsondan çay yerine krem istesem? Garson yaklaşıyor, o benden de beter durumda, elleri bile çatlamış, demek ki hem bulaşıkçı hem garson..belki de sadece bardakları sudan geçiriyodur boğaz manzaralı kulübesinde..
-bana bir çay, şekere gerek yok..
Şerefe; fincanımı yatın içindekiler sizin için kaldırıyorum, duyuyor musunuz heyy?
Garson da bana eşlik ediyor, elinde boş fincan dolu bir tepsi, sırada karşımdaki masaki fincanı alıp havaya kaldırcak..içinde mutlulukla, para kazanmanın veridği keyifle..
fincandaki çay soğumadan bir yudum alıyorum, dilimi çıkarıp dudaklarımı yalıyorum. Garson kulubeisne kaçıyor, boşları yıkayacak, ben de üşüyorum, geçen yata dilimi çıkarıyorum, yok size çay...
rüzgar gülü

tutulmuş kalmışım, hareket etmeye çalışıyorum, olmuyor...bakakalıyorum, kalıyorum burda, garda, bilmem kaçıncı yolda... giden yolcu peronunda kalan, ağlayan bir rüzgar gülüyüm. kolum trenin hareketiyle kalkıyor, elim sağa sola salınıyor güle güle diyorum.
rüzgar gülü olmak mı, hayır. sadece gül olmalıyım ben, beni sıyırıp geçen rüzgar yön vermemeli bana, içimden geçeni yapabilmeliyim, dışımda gelişen olaylar benim kaderim olmamalı. işte o zaman ben ben olurum.
hareket eden trenin son vagonuna biniyorum.
PS: Foto şenere aittir, rüzgar gülünü ayşe almıştı. canlarım benim:)
23 nisan gezmesi
23 nisanda özgürün yoğun ısrarı sonucu olgun ve mahmutun da katılımıyla izmit-adapazarı turu yaptık. özgürün spor arabasıyla yola çıktık, tüm tümsek ve çukurlara girerek arabanın amortisörlerini test etmiş olduk, sonuç pek başarılı olmadı:)
ilk durağımız maşukiye, kartepe eteklerinde halen yeşil kalmış alabalık cenneti. maşuk erkek aşık demik ama erkek aşık göremedik orda, çoğunlukla bayanlar vardı:) kahvaltı yapıp, kendi halimizde trekkinge başladık, su ve yeşil içinde olmayı özlemişim. Hava o kadar temiz di ki, çektiğim tüm fotoğraflarda renkler çok parlak ve canlı çıkmış..İstanbulda ancak yağmur sonrası ya da picasada renk ayarıyla elde edebileceğim fotoğrafları orda çekebildim...e tabi ciğerlerimi de oksijenle doldurmayı da ihmal etmedim:)
Sonra ver elini, sapanca gölü...ve işte burda da
bizimkiler

ve gezinin en güzel kısmına sıra geldi; İstanbuldere; uzun zamandır istanbula yakın bu kadar güzel bi yere gitmemiştim; sabahtan gidilip akşama kadar demlenilesi bir yer..serin, yeşil, sulak..bizim gittiğimizde çok kalabalıktı, oturcak yer yoktu:( tabi fiyatları bilmiyorum belki biraz tuzlu olabilir...yan tarafta istanbul dere içinden akan suyu görüyoruz, istanbul deresi bu değilidir heralde, çay kadar bile akmıyor:)

biz de istanbulderede dolaştık sonra da dönüş yolundaki teyzenin bahçesine oturduk, teyze bahçesini kendince piknik alanı ilan etmiş, amme hizmetine açmış, e tabi bundan da para kazanıyor. Hatta torunları da teyze gibi uyanık, burda piknik yapcaksanız annanneme para verceksiniz diyolar:) yandaki evde teyzenin evi..
ve işte son durak; derincede mehmet usta, inanılmaz güzel kebapları ve servisi var..keşke kahvaltı gibi akşam yemeği sofrasını da çekebilseydim..ama ne yazık ki fotoğraf çekmek yasaktı, közlenmiş soğan, domates, biber ve adana süperdi, sırf etten yapılmış olan adanaya da orijinal diyolar beni de kopartıyolar...
bi 23 nisanı da böyle geçirdim, aslında bu sene ali samiyene gitmek ve çocukları izlemek istemiştim belki 19 mayısa belki de seneye kaldı artık..
ilk durağımız maşukiye, kartepe eteklerinde halen yeşil kalmış alabalık cenneti. maşuk erkek aşık demik ama erkek aşık göremedik orda, çoğunlukla bayanlar vardı:) kahvaltı yapıp, kendi halimizde trekkinge başladık, su ve yeşil içinde olmayı özlemişim. Hava o kadar temiz di ki, çektiğim tüm fotoğraflarda renkler çok parlak ve canlı çıkmış..İstanbulda ancak yağmur sonrası ya da picasada renk ayarıyla elde edebileceğim fotoğrafları orda çekebildim...e tabi ciğerlerimi de oksijenle doldurmayı da ihmal etmedim:)
Sonra ver elini, sapanca gölü...ve işte burda dabizimkiler

ve gezinin en güzel kısmına sıra geldi; İstanbuldere; uzun zamandır istanbula yakın bu kadar güzel bi yere gitmemiştim; sabahtan gidilip akşama kadar demlenilesi bir yer..serin, yeşil, sulak..bizim gittiğimizde çok kalabalıktı, oturcak yer yoktu:( tabi fiyatları bilmiyorum belki biraz tuzlu olabilir...yan tarafta istanbul dere içinden akan suyu görüyoruz, istanbul deresi bu değilidir heralde, çay kadar bile akmıyor:)

biz de istanbulderede dolaştık sonra da dönüş yolundaki teyzenin bahçesine oturduk, teyze bahçesini kendince piknik alanı ilan etmiş, amme hizmetine açmış, e tabi bundan da para kazanıyor. Hatta torunları da teyze gibi uyanık, burda piknik yapcaksanız annanneme para verceksiniz diyolar:) yandaki evde teyzenin evi..
ve işte son durak; derincede mehmet usta, inanılmaz güzel kebapları ve servisi var..keşke kahvaltı gibi akşam yemeği sofrasını da çekebilseydim..ama ne yazık ki fotoğraf çekmek yasaktı, közlenmiş soğan, domates, biber ve adana süperdi, sırf etten yapılmış olan adanaya da orijinal diyolar beni de kopartıyolar...
bi 23 nisanı da böyle geçirdim, aslında bu sene ali samiyene gitmek ve çocukları izlemek istemiştim belki 19 mayısa belki de seneye kaldı artık..
cnbc-e pazar gecesi filmleri
pazar akşamı cnbcede closer ve üstüne de snatch vardı, bundan iyisi şamda kayısı:)
küçükken bizimkiler izleyip pazar akşamını nasıl güzel geçiriyorsam bu pazar da tv izleyip de güzel geçirdiğim bi pazar oldu.
closer; ne jude law ne de clive owen hayranıyımdır, ama filme yakışmışlar, hem tipler cuk oturmuş, hem de oyunculuk çok iyi..natalie portmana zaten diyecek hiç bişeyim yok, benimle yaşıt olup da kıskandığım nadir insanlardan biridir...julia roberts da artık ben değiştim der bu filmde..filmin müzikleri de ayrı güzel..ahanda goodnbye my loverin bence en acıklı kısmı:
I am a dreamer but when I wake,
You can't break my spirit - it's my dreams you take.
And as you move on, remember me,
Remember us and all we used to be
I've seen you cry, I've seen you smile.
I've watched you sleeping for a while.
I'd be the father of your child.
I'd spend a lifetime with you.
I know your fears and you know mine.
We've had our doubts but now we're fine,
And I love you, I swear that's true.
I cannot live without you.
imdb'de burdadır: http://www.imdb.com/title/tt0376541/
snatch'in yönetmeni Guy Ritchie, bence çekimler ve film müzikleri çok iyi, durum komedisi içerdiği için de bu çekim teknikleri ve müzikleri sayesinde film daha eğlenceli hale getirilmiş.
imdb'de burdadır: http://www.imdb.com/title/tt0208092/
küçükken bizimkiler izleyip pazar akşamını nasıl güzel geçiriyorsam bu pazar da tv izleyip de güzel geçirdiğim bi pazar oldu.
closer; ne jude law ne de clive owen hayranıyımdır, ama filme yakışmışlar, hem tipler cuk oturmuş, hem de oyunculuk çok iyi..natalie portmana zaten diyecek hiç bişeyim yok, benimle yaşıt olup da kıskandığım nadir insanlardan biridir...julia roberts da artık ben değiştim der bu filmde..filmin müzikleri de ayrı güzel..ahanda goodnbye my loverin bence en acıklı kısmı:
I am a dreamer but when I wake,
You can't break my spirit - it's my dreams you take.
And as you move on, remember me,
Remember us and all we used to be
I've seen you cry, I've seen you smile.
I've watched you sleeping for a while.
I'd be the father of your child.
I'd spend a lifetime with you.
I know your fears and you know mine.
We've had our doubts but now we're fine,
And I love you, I swear that's true.
I cannot live without you.
imdb'de burdadır: http://www.imdb.com/title/tt0376541/
snatch'in yönetmeni Guy Ritchie, bence çekimler ve film müzikleri çok iyi, durum komedisi içerdiği için de bu çekim teknikleri ve müzikleri sayesinde film daha eğlenceli hale getirilmiş.
imdb'de burdadır: http://www.imdb.com/title/tt0208092/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


